Joe Dispenza III. Bölüm: Mucizevi “iyileşme” anlatılarındaki tehlike nerede?

Estimated reading time: 7 dakika

Joe Dispenza’nın biyoenerji ve öze dönüş söylemleriyle bezeli “şifa” dünyasının kapılarını araladığımız yazı dizisinin son bölümündeyiz. Önceki bölümlerde, Dispenza’nın iddialarının bilimsel kanıtlara dayanmadığını ve sadece meditasyon ile kanserin tedavi edilemeyeceğini konuşmuştuk. Şimdi sırada hem bu “mucizevi iyileşme” anlatılarının aslında ne kadar tehlikeli olabileceğine hem de işin maddi boyutuna odaklanmak var.

Bu tür hikâyeler, modern tıbbın çaresiz kaldığı noktalarda insanlara muazzam bir umut vaat ediyor. Sevdiğini kaybetme korkusu yaşayan veya ağır tedavi süreçlerinden yorulan bir hastanın “düşünce gücüyle iyileşme” fikrine inanmak istemesi son derece anlaşılabilir bir durum. Ancak bu umut, bilimsel gerçeklikten koparıldığında ne yazık ki hayati riskler barındıran bir yanılsamaya dönüşebiliyor.


“Yeterince inanmazsanız, iyileşemezsiniz”

Joe Dispenza konuşmalarında doğrudan “hastaları ben iyileştiriyorum” demiyor. Aksine, herkesin bireysel bir yolculukta olduğunu ve Dispenza’nın meditasyonlarının yardımıyla, şifayı ancak kendileri yaratabileceğini söylüyor. Bu ilk bakışta insanı motive eden bir cümle gibi tınlıyor, değil mi? Ama aslında bu, olası bir başarısızlıkta sorumluluğu tamamen kişinin omuzlarına bırakan bir söylem.

Eğer o “mucize” gerçekleşir ve iyileşirseniz ne âlâ, Joe Dispenza hayatınıza adeta ışık tuttu. Ama ya işe yaramazsa? İşte o zaman büyük ihtimalle siz yeterince odaklanamadınız, tam olarak kendinize dönemediniz ya da zihninizi yeterince özgür bırakamadınız. Bu durum, zaten zor bir dönemden geçen hastalara bir de “Ben mi yetersiz kalıyorum?” gibi zorlayıcı sorularla baş başa bırakarak suçluluk duygusu yükleyebilir. 

Bütün sorumluluk bireye yükleniyor

A comment in Turkish discussing feelings of uncertainty about a relationship with a father figure.

Zaten hastalığın kendisi zor, üstüne bu kanıtlanmamış yöntemler sevdiklerini kaybeden kişilerin pişmanlık hissetmeleriyle de sonuçlanabiliyor… Mesela fenomen Elvin Levinler’in Joe Dispenza hakkındaki paylaşımı, bu yöntemleri daha önce bilselerdi kanserden kaybettikleri sevdiklerini kurtarabileceklerini düşünen kişilerin pişmanlık dolu yorumlarıyla dolup taşıyor: “Acaba bu meditasyonu bilseydik, babamın bir şansı olur muydu?”

Oysaki kanserle mücadele, yalnızca bireylerin sorumluluğuna bırakılamayacak kadar çok katmanlı bir mesele. Sağlık politikaları uygulayıcılarının yaygınlaştırması gereken erken tanı ve tarama yöntemleri, ya da kanseri önlediği kanıtlanan HPV aşısı… Tüm bunlar, kanserle ancak çok paydaşlı bir şekilde mücadele edilebileceğinin kanıtı. Ve burada sorumluluk, bireylerin sevdikleri için yeterince “mucizevi” şifacıları bulamamasına indirgenmemeli.

Tedaviyi bırakmanın riski ağır olabilir

Yaklaşık 2 milyon kanser hastasının verilerinin incelendiği 2018 tarihli bir araştırma, önemli bir noktaya işaret ediyor: Sadece homeopati ya da bitkisel tedaviler gibi alternatif yöntemleri tercih eden hastaların, kanıtlanmış tedavileri alanlara göre hayatını kaybetme riski daha yüksek.

Araştırma ayrıca gösteriyor ki meditasyon, yoga gibi yöntemler tedaviye ek olarak eşlik ettiğinde belirgin bir zarar oluşmuyor. Ama insanlar kemoterapi, cerrahi ya da radyoterapi gibi tedavileri bırakıp yalnızca bu alternatiflere yöneldiğinde risk yaklaşık iki katına çıkıyor.

Peki Joe Dispenza? Onun yöntemi biraz daha örtülü. Aslında Dispenza, hastalara doğrudan tedaviyi bırakın demiyor. Ancak paylaştığı “meditasyonla ayağa kalkan hasta” hikâyeleri, bir çıkış yolu arayan insanlar için örtülü bir yönlendirme barındırıyor. En ufak bir umut arayan hastaların ister istemez “asıl şifa burada” diye düşünmeye başlaması kaçınılmaz.

Dispenza’nın meditasyonlarını, mevcut tedavileriyle beraber yürüten hastalar da var, tedavileri tamamen bırakanlar da… Conspirituality Podcast’te paylaşılan bir hikâyede, pankreas kanseriyle mücadele eden bir hastanın, Joe Dispenza’nın etkisiyle tedavi sürecinden uzaklaşmaya başladığı ve kemoterapiyi bırakmayı ciddi şekilde düşündüğü anlatılıyor.

Two hands clasped together in a gesture of affection and support.

Parayı veren düdüğü çalıyor

Bugün “neo-spiritüalizm” dediğimiz alan, sadece bir inanç ya da iyi hissetme pratiği değil; aynı zamanda büyük ve profesyonel bir pazara dönüşmüş durumda. Şifa ve kişisel dönüşüm vaatlerinin bedeli, çoğu zaman yüksek fiyatlı paketlerde.

Örneğin, küresel homeopati pazarı 2021’de 10,7 milyar dolara ulaşmıştı. 2031’e kadar yüzde 11,6’lık bir büyüme oranıyla 32,4 milyar doları aşması öngörülüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2019 tarihli bir raporuna göre, ABD’de alternatif tıp ürünlerine harcanan tutar, 2017’de 14,3 milyar dolara ulaşmıştı; alternatif tıp ilaçları üreten Boiron ismindeki tek bir şirketin yıllık geliri, 30 milyar dolardan fazlaydı.

Öte yandan 2023’te Türkiye’de klinik araştırmalara yapılan yatırım  yaklaşık 425 milyon dolar idi. Net olarak bilinmese de, büyük bir çoğunluğunun kanser araştırmalarına ayrıldığı tahmin ediliyor.

Bu tabloyu anlamak için küçük bir parantez açmak önemli: ABD gibi sağlık hizmetlerinin pahalı olduğu ülkelerde, bu tür alternatifler çoğu zaman “daha ucuz bir seçenek” gibi görülebiliyor. Yani insanlar bazen çaresizlikten, bazen de sistemin maliyetinden kaçmak için bu alanlara yöneliyor.

Ama aynı model, sağlık hizmetlerinin (tam olmasa da) daha erişilebilir olduğu ülkelere taşındığında farklı bir yere evrilebiliyor. Çünkü burada mesele “alternatif” olmaktan çıkıp doğrudan ticari bir fırsata dönüşebiliyor.

Bu durum kanser hastaları için hiç de adil değil. Çünkü insanlar böyle bir hastalıkla karşı karşıya kaldığında çok kırılgan olabiliyor ve işe yarayabileceğini umut ederken her şeyi denemeye açık hale geliyor.

İçe dönüşün maaliyeti yüksek

A speaker stands on stage in front of a group of young adults lined up, all facing the audience, at a conference or seminar event.

Joe Dispenza’nın dünyası da bu ekonomik yapıdan bağımsız değil. İnternette başlangıç için bazı ücretsiz videolar yer alsa da, çoğu tekli meditasyon pratiği ya da kitaplar 12 ila 30 dolar arasında ücretlendiriliyor. Program halinde satılan pratikler ise 200 dolardan başlıyor.

Bir de “asıl dönüşümün” gerçekleştiği söylenen inziva kampları var. Joe Dispenza’nın geçtiğimiz aylarda Denver’de düzenlediği bir haftalık inziva kampının katılım ücreti, konaklama ve yol masrafları hariç yaklaşık 2 bin 500 dolardı. Bu rakamlara otel, yemek ve ulaşım giderlerini de eklediğinizde, “içsel gücü keşfetme” süreci birçok kişi için ulaşılamaz bir lükse dönüşebiliyor.

Bu etkinlikler, şifanın aslında ne kadar yüksek maliyetli bir ticari yapı üzerine kurulduğunu gösteriyor. Manevi bir destek arayışı olarak başlayan bu yolculuk, günün sonunda dolar bazlı, profesyonel bir pazarlama dünyasına açılıyor. Haliyle insan sormadan edemiyor: Eğer bu güç hepimizin içindeyse, ona ulaşmanın bedeli neden bu kadar yüksek?

***

Joe Dispenza’nın şifa ve umut pazarı dünyasının kapılarını araladığımız bütün bu anlatıların ortasında durup şunu hatırlamak iyi geliyor: İyi hissetmek istemek, umut aramak, başka yollar denemek… bunların hiçbiri yanlış değil. Ama umut, yönünü kaybettiğinde insanı korumak yerine yanıltabiliyor.

Meditasyon, nefes, içe dönüş; bunlar hayatı biraz daha yaşanır kılabilir. Ama hastalıklarla mücadelede, özellikle de kanser gibi ağır süreçlerde, tek başına bir “mucizeye” yaslanmak çoğu zaman bizi daha kırılgan hâle getiriyor. Belki de asıl mesele, umutla gerçeği karşı karşıya koymak değil; ikisini birbirinden koparmadan, yan yana tutabilmek. Hiç kimse mucizeyi aradığı için suçlanmamalı. Aynı zamanda hiç kimse, mucize ararken gerçek tedaviden de uzak düşmemeli.

Yanınızdayız

Sosyal medyada karşınıza çıkan, kansere karşı “mucizevi” olduğu iddia edilen tedavi yöntemlerinden şüphe duyuyorsanız reach@cancerdisinfo.org adresinden bize ulaşın, sizin için araştıralım