Joe Dispenza II. Bölüm: Umut bilimden uzaklaştığında 

Estimated reading time: 7 dakika

İlk bölümde, Joe Dispenza’nın kanseri iyileştirme üzerine tavsiyeler vermek için akademik yetkinliğe sahip olmadığından bahsetmiştik. Dispenza’nın süslü bir jargon kullanarak inşa ettiği mucizevi iyileşme anlatılarının kapısını aralamışken aklınıza şu soru gelmiş olabilir:

Joe Dispenza, tüm bu iyileştirme vaatlerini neye dayandırıyor?

Dispenza, her şeyin bilimsel olarak kanıtlandığını söylüyor. Bu bölümde, bu kanıtları ya da “kanıtsızlığı” konuşacağız.

A section titled 'Resources' featuring four cards: 'Meditations' with a description about transformation through meditation, 'Dr Joe Live' detailing community engagement and Q&A sessions, 'Dr Joe's Blog' summarizing biweekly content that clarifies teachings, and 'Scientific Research' focusing on original research and health impacts of meditation.

Joe Dispenza’nın “kanıt” kütüphanesinde neler var?

PubMed’de yapılan tarama, Dispenza’nın “iyileştirme” iddialarını destekleyecek güçlü bir bilimsel literatürü olmadığını gösteriyor. PubMed’de Dispenza adına kayıtlı beş yayın bulunuyor. Bu çalışmaların bir kısmı hakem değerlendirmesinden geçmemiş ve hiçbirinde meditasyonun kanser tedavisi üzerindeki etkisini kanıtlayan bir bulgu yok.

İnternet sitesindeki “bilimsel kanıtlar” sekmesinde yer alan bazı araştırmalar ise şöyle: 

  • Meditasyonun elektronik cihazları etkileyerek “enerji” ürettiği iddiası: Dispenza’nın son çalışmasında, kalabalık gruplar birlikte meditasyon yaparken bazı elektronik ölçüm cihazlarında küçük sapmalar gözlenmiş. Cihazların bu anlarda beklenmedik biçimde benzer sonuçlar üretmeye başladığı iddia ediliyor. Dispenza bunu, bir tür enerji ve bilinç etkisiyle açıklıyor. Ancak böyle bir istatistiksel değişim gerçekten olsa bile, elektronik cihazlarda görülen bu tür küçük sapmalar, meditasyonun hastalıkları iyileştirebildiğini göstermez.
  • Meditasyonun kanser hastalarında ölçülebilir değişimler yarattığı iddiası: Dispenza’nın 2022’de yayınladığı “kuantum araştırması”nın erken bulgularında, meditasyon kampına katılan bazı kanser hastalarının kendilerini daha iyi hissettikleri ve bağırsak mikrobiyomunda bazı küçük değişimler görüldüğü belirtiliyor. Ancak çalışma, hem çok küçük bir gruba dayanıyor hem de kontrol grubu yok. Üstelik sonuçlar bağımsız bilimsel çalışmalarla doğrulanmış değil. Ölçümler, insanların kendilerini nasıl hissettiklerine dair anketler ve bazı biyolojik göstergelerle sınırlı. Bu değişimler, kanserin gerilediğini ya da tümörlerin yok olduğunu göstermez. Bu nedenle bu tür erken bulgular, meditasyonun kanseri tedavi edebildiğini kanıtlamıyor.
  • Bağışıklık sistemi (IgA) artışı: İddiaya göre dört günlük bir kamp sonrasında 120 katılımcının tükürüğündeki “IgA” seviyesi, yani bağışıklık sistemiyle ilgili bir protein artmıştı. Elbette meditasyon, derin nefes almak ve sakinleşmek kişinin genel sağlığına iyi gelebilir. Ancak vücutta bir proteinin artması, meditasyonun hastalıkları iyileştirici bir etkisi olduğu anlamına gelmez. Bu iki durum arasında bilimsel hiçbir bağ kurulmuş değil.

Neden bu çalışmalar yeterli değil?

Herhangi bir tedavi yönteminin, kanser gibi ciddi hastalıklar için etkili olduğunu söyleyebilmek için, klinik kanıtlarla hastaya fayda sağladığının gösterilmesi ve güvenli olması gerekir. Bunun için en güvenilir yol da titizlikle yürütülen klinik çalışmalardan geçiyor.

A laboratory scene featuring a researcher looking into a microscope, surrounded by petri dishes with blue liquid and a metallic container.

Joe Dispenza’nın sunduğu araştırmaların en büyük sorunu, çoğunun bizzat Dispenza’nın kendi düzenlediği kamplarda yapılmış olması. Bilimde bir sonucun güvenilir olması için, o çalışmanın bağımsız laboratuvarlar tarafından tekrarlanması ve tarafsız olması gerekir. Ayrıca, bu çalışmaların hiçbiri kanser hastaları üzerinde yapılmış geniş kapsamlı, kontrollü klinik deneyler değil. Dolayısıyla meditasyonun kanser üzerinde iyileştirici gücünü kanıtlamıyorlar.

Yani aslında ortada bir kanıt değil, çok iyi pazarlanan bilimsel terimler var.

Bilim felsefecisi Karl Popper’a göre bilimle sahte bilim arasındaki fark, ortaya attıkları iddiaların yapısında da görülür. Bilimsel iddialar yanlışlanabilir. “Eğer bu iddia doğruysa, şu sonuçların ortaya çıkmaması gerekir” diye tarif edilebilecek türden iddialardan bahsederiz. Yani, çeşitli gözlemler o iddiayı çürütebilir.

Sahte bilimde ise durum farklı. Bu tür iddialar, akla gelebilecek neredeyse her türlü sonuca uyacak kadar esnek olur. Hangi sonuç çıkarsa çıksın, iddia kendini kurtaracak bir açıklama bulur.

Kısaca fark şu: Bilimsel bir iddianın yanlış olduğunu gösterecek bir test tasarlamak mümkün. Ama sözde bilimsel bir iddiayı kesin biçimde çürütecek bir test düşünmek bile mümkün olmaz. Bilim sınanabilir; sahte bilim sınanamaz.

Peki, dördüncü evre kanser hastasının meditasyon yaparak iyileştiğini hangi gözlem, hangi bilimsel veri doğrulayabilir?

Kişisel iyileşme hikâyelerinin bilimsel bir karşılığı yok

Dispenza’nın iddialarını desteklediğini öne sürdüğü “kanıtlar”, güvenilir bilimsel çalışmalara değil, Dispenza’nın inziva kamplarında, çevrimiçi platformlarda ya da kitaplarında anlattığı bireysel iyileşme hikâyelerine dayanıyor. Görme engeli ortadan kalkan 57 yaşındaki kadın, kanserin son evresinde iyileşen kanser hastası, yürümeye başlayan bedensel engelli bir genç…

Three women sharing personal health journeys and transformations through various challenges.

Bu iyileşme hikâyelerinin gerçek olup olmadığı belirsiz. Gerçek olsalar bile, bunun tıbbi tedaviden mi yoksa başka bir etkenden mi kaynaklandığını doğrulamak mümkün değil.

Dolayısıyla, bu gibi kişisel iyileşme hikâyeleri bilimsel delil değeri taşımıyor. Bilimsel yöntemler, iddiaları bağımsız araştırmalarla test eder ve sonuçları hakemli dergilerde yayımlanmış verilerle doğrular. Fakat ortada Dispenza’nın iyileşme anlatılarını destekleyecek ne patoloji raporları var, ne de onkolog değerlendirmesi.

Üstelik bu yöntemleri deneyip herhangi bir sonuç alamadığını söyleyen pek çok kişinin deneyimi de farklı platformlarda karşımıza çıkıyor. Bu insanların deneyimlerine yer verilmemesi, tabloyu tek taraflı gösterebiliyor.

Meditasyon tek başına kanseri tedavi edemez

Meditasyon, nefes ya da farkındalık çalışmaları herkese iyi gelebilir. Hatta meditasyonun kaygı ve stresi azalttığı; zihinsel odaklanmaya olumlu etkileri olduğunu gösteren birçok bilimsel çalışma da mevcut.

Meditasyonu doğru beklentilerle, ruhsal ve bedensel iyilik hâlimize sunacağı olumlu katkı için yapmak bile yeterli. Aslında meditasyonun daha fazlası için bir pazarlamaya ihtiyacı da yok. Ama tüm bunlar az gelmiş olacak ki Dispenza, geliştirdiği meditasyon pratikleriyle kanseri yenmenin mümkün olduğunu iddia ediyor.

Bilim camiasının ortak görüşü şu: Hiçbir bilimsel kanıt, meditasyon gibi spiritüel pratiklerin kanseri ya da diğer ciddi hastalıkları tek başına tedavi ettiğini göstermiyor. Yani meditasyon, kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahi müdahaleler gibi kanser tedavisinde kanıtlanmış tıbbi yöntemlerin yerini alamaz.

Yoga ve meditasyon gibi pratikler, kanser hastalarının bazı semptomlarını hafifletebilir ve genel iyilik hâllerini destekleyebilir. Fakat tümörün gerilemesine neden olduğunu gösteren bir kanıt yok. Bu ayrım net konmadığında, sadece meditasyon yaparak kanseri yenebileceğimize dair yanılsamalarla abartılmış bir umut yeşermeye başlıyor.

Yoga yapmak, günlük hayatın telaşından biraz olsun uzaklaşmak, bedenimizi rahatlatmak kendimiz için yapabileceğimiz en güzel şeylerden. Sorun spiritüel pratiklerin kendisi değil, bu pratiklerin “iyileşme” veya “tedavi” iddiasıyla pazarlanmaları.

Serinin bir sonraki ve son bölümünde, bu pratiklerin gerçek ve bilimsel tedavilere alternatif bir “şifa” olarak sunulmasının tehlikesine odaklanacağız. Yanı sıra, bu şifanın nasıl bir ekonomik pazardan yarattığından da bahsedeceğiz.