Estimated reading time: 6 dakika
Fark ettiniz mi? Son yıllarda sağlıklı ve iyi olma hâlimizle ilgili konuşurken yeni bir dil karşımıza çıkıyor. Enerji, bilinç, öze dönüş… Rahatsızlandığımızda yalnızca hastalıklardan değil, enerjimizin ya da frekansımızın düştüğünden söz ediyoruz.
Buraya kadar zararsız görünen spiritüel anlatılar, hastalıklar da dahil olmak üzere başımıza gelen tüm kötülükleri sadece düşünce gücüyle iyileştirme vaatlerine de ev sahipliği yapıyor. İşte bu anlatılardan biri de 56 yaşındaki pankreas kanseri hastasının mucizevi iyileşme hikâyesi.
İddiaya göre hastalık son evrede. Tümörler tüm vücuda yayılmış, öyle ki doktorlar ameliyat önermiyor. Kemoterapiye başlayan hasta, bir noktada Joe Dispenza’nın dünyasıyla tanışıyor. Hayatında daha önce hiç meditasyon yapmamışken, her gün sabah ve akşam birer saat bilinç çalışmaları ve meditasyon yapmaya başlıyor. Ve hikâyenin en çarpıcı kısmı geliyor: Bir ay içinde “mucize” yaşanıyor, kanser bir anda vücuttan temizleniyor. “Sanki hiç kanser olmamış gibi…” diyor iddiayı dillendirenler.
Burada anlatılanlar aslında bilimsel bir iyileşme vakasından çok, hayatımızda bir “mucize” gerçekleşmesine inanma isteğine karşılık geliyor. Üç bölümlük bu yazı dizisinde, bu haklı isteği küçümsemek yerine, umudun bilimsel gerçeklerden koparıldığında nasıl bir yanılsamaya dönüşebileceğini birlikte anlamaya çalışacağız.
İlk bölüme, Joe Dispenza’dan ve onun yarattığı spiritüel şifa dünyasından bahsederek başlayalım.
Modern bir şifacı: Joe Dispenza
Joe Dispenza, takipçilerine nefes çalışmaları ve meditasyonla hastalıklarını yenebileceklerini vaat eden bir yazar ve konuşmacı.

Kendi anlatımına göre 1986’da geçirdiği bir bisiklet kazası sonucu Dispenza’nın altı omurunda sıkışma meydana geldi. Doktorlar ona bir daha hiç yürüyemeyebileceğini söylemiş ve omurga ameliyatı önermişlerdi. Ancak o daha iyisini biliyordu. İddia o ki, hastaneden kendi isteğiyle ayrıldı ve omurgasını düşünce gücüyle iyileştirdi. 11 hafta içinde tekrar yürüyebiliyordu.
O zamandan beri, düşünce gücüyle çeşitli hastalıkları iyileştirdiğini iddia ediyor. İnternet sitesinde kanserden genetik bozukluklara, görme engelinden üreme bozukluklarına kadar oldukça geniş bir tedavi skalası yer alıyor.
2020’de verdiği bir röportajda 76 yaşındaki bir kadını parkinsondan kurtardığını iddia etti. Aynı röportajda, uyguladığı yöntemlerin kemoterapiden bile daha hızlı sonuç verdiğini, ABD’deki “çok saygın ve prestijli üniversitelerin” kendi yöntemlerini incelemek istediğini söyledi.
Joe Dispenza şöyle diyordu:
“[Şahit olduklarımız arasında] Tümörlerin yok olması, tekerlekli sandalyeden kalkan insanlar, görmeyenlerin görmeye başlaması, duymayanların duyması var, akıl almaz şeyler. Bu, İncil’de anlatılan mucizeler gibi.”
Eski kayropraktör, yeni şifacı
Peki, bu mucizeleri anlatan kişi aslında kim? Mesih olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Joe Dispenza eski bir kayropraktör, yani bir eklem ve omurga uzmanı. Ancak orada da işler biraz karışık. Eski diyoruz çünkü mezun olduğu Life University, eğitim standartlarıyla ilgili sorunlar nedeniyle 2002’de akreditasyonunu kaybetti. Dispenza, ayrıca Rutgers Üniversitesi’nde biyokimya eğitimi almış.
Yani karşımızda ne bir tıp doktoru var ne de laboratuvarlarda hastalıkların tedavisi üzerine çalışan bilim insanı.
Bilimsel kelimelerin arkasına saklanmak: Jargon tuzağı
Buna rağmen Dispenza’yı dinlerken, onun donanımlı bir bilim insanı olduğunu düşünebilirsiniz. Çünkü sık sık “kuantum fiziği”, “nöroendokrinoloji” ya da “epigenetik” gibi çok havalı ve bilimsel kelimeler kullanıyor.
İşte buna tam olarak “bilimsel jargon tuzağı” diyoruz. Aslında bu alanların hiçbirinde klinik bir eğitimi veya uzmanlığı yok. Ama bu süslü terimleri öyle bir özgüvenle kullanıyor ki, dinleyenler üzerinde “bilimsel bir otorite” illüzyonu yaratıyor.
Daha da ilginci, başka insanların ona “nörobilimci” demesine de pek ses çıkarmıyor; belki de kulağa pek güvenilir gelen o “bilim insanı” etiketini bırakası gelmiyor.
İşin sonunda, ortada bu büyük iddiaları destekleyecek ne yayınlanmış bir bilimsel makale var ne de iyileştiği söylenen kişilerin patoloji raporları. Çünkü her şey bir “mucize” iken kanıta ne gerek var, değil mi?
Nasıl bir meditasyon? Gizem var, kanıt yok
Joe Dispenza’nın takipçileri, tekniklerin “sıradan bir meditasyon olmadığını” söylüyorlar. Yani hayır, evde biraz rahatlamak için yapacağınız beş dakikalık ücretsiz bir meditasyon, hastalıklarınızı iyileştiremez. O iyileştirme mucizesi, nedense sadece Joe Dispenza’nın “çok güçlü ve farklı teknikler” uyguladığı meditasyonda saklı. Gizemli anlatılar üzerine kurulu bu sistemde ulaşılmazın yarattığı o çekim, ortada hiçbir kanıt olmasa bile inanma isteğimizi artırıyor.

Ne var bu meditasyonlarda derseniz, meditasyonların içeriği başlığa göre değişiyor ve net bir reçetesi yok. Fakat temelde kişinin beyin aktivitesini etkileyerek kişinin hayatını “iyileştireceği” öğretisine dayandığını söyleyebiliriz.
Meditasyonlar genel olarak Joe Dispenza’nın kendi sesiyle, öğretilerini anlatmasıyla başlıyor. Çoğu meditasyon pratiğinde kişi önce nefes egzersizleriyle bedensel farkındalığını değiştirmeye çalışıyor, ardından dikkatini tamamen iç dünyasına çevirerek bedenini ve bulunduğu ortamı “unutmaya” odaklanıyor. Sonraki aşamada ise, iyileşmiş ya da olmak istediği gelecekteki benliğini zihninde canlandırması ve bu versiyonun duygularını şimdiden deneyimlemesi bekleniyor. Mesela şükran, mutluluk, başarı ya da iyileşme… Vücudunuzda bir bölgenin iyileşmesini istediğinizde ise o bölgeye odaklanıp “enerji titreşimlerini” o bölgeye yönlendirmeniz gerekiyor. Çoğu pratiğin hemen hemen her gün yarım saat yapılması öneriliyor. Ancak özellikle kanserle mücadele eden kişilerin bu yoğun rutini sürdürmekte zorlanması muhtemel.
Umut dolu bu bilinmezliğin içinde ister istemez “keramet kemoterapide mi, yoksa mucize meditasyonda mı?” diye düşünmeye başlıyoruz. Aslına bakarsanız bu iyileşmelerin neyle açıklanabileceği belirsiz. Çünkü ortada hiçbir kanıt yok.
Peki Joe Dispenza tüm bu iyileştirme vaatlerini neye dayandırıyor? Bir sonraki bölümde, Joe Dispenza’nın “kanıt” kütüphanesini inceleyeceğiz.
