Umut ve gerçeklik arasında: Kanserin çaresi sonunda bulundu mu?

İNCELEME SONUCU

İncelenen iddia

Aziz Sancar ve ekibinin çalışması beyin kanserinin kesin çaresini buldu mu?

Sonuç

Henüz değil. Çalışma umut verici bir klinik öncesi temel sunuyor; ancak insanlarda güvenlik ve etkinliği gösteren klinik deneyler tamamlanmadan kanıtlanmış tedavi veya kesin çare sayılamaz.

Yanıltma tekniği/teknikleri

  • Sahte kesinlikBelirsiz, ön aşamadaki veya tartışmalı kanıt; kanıtlanmış, kesin ya da garantili bir sonuç gibi sunulur.
  • Erken aşama kanıtı abartmaHücre, hayvan veya küçük ön çalışmaların bulguları insanlarda etkili tedavi ya da korunma kanıtı gibi aktarılır.

Klinik öncesi araştırma, insanlarda uygulanabilir kesin sonuç gibi haberleştiriliyor.

Bilim dünyasında her gün yeni bir adım atılıyor ve bu sayede bir zamanlar çaresiz görülen hastalıklar bugün artık tedavi edilebiliyor. Ancak hiçbir çözüm hayatımıza “şıp diye” girmiyor çünkü bilim bebek adımlarıyla ilerliyor. Bir fikrin ortaya atılmasıyla o fikrin kesin bir tedaviye dönüşmesi arasında upuzun bir yol var. Tıpkı daha önce incelediğimiz ısırgan otu örneğinde olduğu gibi, laboratuvarda yapılan bir araştırmanın varlığı onu henüz mutlak bir tedavi kılmaya yetmiyor.

Bir sağlık gazetecisi olarak bazen kendime soruyorum: Bu kadar temkinli davranarak bilime haksızlık mı ediyoruz yoksa umudu, bilimsel gerçeklerin sağlam zemininde mi tutmaya çalışıyoruz?

Aziz Sancar ve ekibinden beyin kanseri tedavisi için önemli gelişme

Bu düşüncelerime bir nefes Aziz Sancar ve ekibinden geldi.

Aziz Sancar ve ekibi, beyin kanseri hücrelerinin kendi hasarlarını onarma gücünü ellerinden alan çok önemli bir yöntem keşfetti. Bu keşif, EdU adlı molekül aracılığıyla kanser hücrelerinin DNA onarım mekanizmasına, yani onların “tamir çantasına” el koyarak hücreleri kolayca yok edilebilir hale getiriyor.

Sancar ve ekibinin başarısı, Türk medyasının epey ilgisini çekti ve bu gelişme kısa süre içinde “kansere kesin çözüm” gibi başlıklarla yer bulmaya başladı. Peki gerçekten öyle miydi? Artık kanser, grip gibi kolayca tedavi edilebilecek miydi?

Aziz Sancar speaking about a cancer treatment discovery, with the text 'KANSERİN TEDAVİSİNİ BULDU!' displayed prominently.

Maalesef hayır. Çünkü Aziz Sancar’ın da dikkat çektiği üzere bu deneysel başarı, şimdilik yalnızca fareler üzerinde elde edildi. Sancar, bu bulguların insanlar için güvenli ve etkili bir tedaviye dönüşebilmesi için kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek bunun için en az iki yıl daha zamana ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Sancar’ın açıklamasını okuyunca anladım ki “henüz kesin bir tedavi değil” demek, bu önemli gelişmeyi hiçe saydığımız anlamına gelmiyor. Henüz yolun başında olsa da bu başarı, tedavisi en zor tümörlere karşı gelecekte elimizi güçlendirecek yepyeni bir kapı açıyor. Sadece sınırlılıkları bilmek, gereksiz umudun istenmeyen olumsuz sonuçlarından bizi koruyabilir.

Laboratuvar ve hayvan deneyleri neden yeterli değil?

Bilimsel çalışmaları ve keşif sürecini bir bina inşa etmeye benzetebiliriz. Binanın planı kusursuz olsa da o binada güvenle oturabilmemiz için önce zeminin o yapıyı taşıyıp taşımayacağını test etmemiz gerekir. Yani, laboratuvar ortamında ve hayvanlar üzerinde yürütülen deney sonuçları çok başarılı olsa da insan biyolojisi üzerinde aynı sonucu verip vermeyeceğini görmek için çalışmaların devam etmesi elzem. 

Çünkü fareler ve insanlar, biyolojik olarak benzerlikler taşısa da tamamen aynı değiller. Farelerde işe yarayan bir tedaviyi, insan bağışıklık sistemi reddedebilir veya beklenmedik yan etkiler doğurabilir. Bu yüzden bilim insanları, “bulduk” demeden önce geliştirilen tedaviyi insanlar üzerinde güvenli mi, gerçekten etkili mi gibi sorulara yanıt aranan üç ana klinik evreden geçiriyor.

İlaçlar nasıl geliştiriliyor? 

İlaç araştırmalarına, Faz 1 denilen keşif ve geliştirme aşamasıyla başlanıyor ve bu yeni maddenin insana zarar verip vermediğine ve en doğru dozun ne olduğuna bakılıyor. Eğer madde güvenli bulunursa Faz 2’ye geçiliyor. Amaç, hem ilaç gerçekten kanser hücrelerini etkiliyor mu hem de potansiyel bir zararı var mı diye gözlemlemek. Bu sorulara, laboratuvar ortamında ve hayvanlar üzerinde yürütülen deneylerle yanıt aranıyor. En son ve en kalabalık adım olan Faz 3’te ise yeni yöntem binlerce kişi üzerinde denenerek mevcut tedavilerden daha iyi olup olmadığı ve nadir görülebilecek yan etkileri test ediliyor.

Aziz Sancar’ın ve ekibinin çalışması, beyin tümörlerini hedeflemede devrimsel bir “temel” sunuyor. Şimdiye kadarki sonuçlar cesaret verici olsa da, klinik kullanıma ulaşması için daha uzun bir yol var. Çünkü her yeni ilaç, sadece laboratuvarda büyüyen tümörlerde değil, gerçek hastalarda hem güvenli hem de etkili olduğundan emin olmak için bir dizi titiz klinik denemeden geçiyor. Şimdi bu etkilerin gerçek hayatta uygulanabilmesi için, ekip aynı azimle çalışmaya devam ettiklerini söylüyor.

Çalışmanın eş yazarlarından Hümeyra Kaanoğlu, “Bu verimli işbirliğinin, EdU’nun bir gün böylesine yıkıcı bir teşhisle karşı karşıya kalan insanlara yardımcı olabileceğini göstermesi beni derinden etkiliyor” diyor ve ekliyor: “Yaptığımız çalışmanın bir hastanın hayatına dokunabileceğini ve ona biraz olsun umut verebileceğini bilmek, benim için araştırma yapmanın en tatmin edici yanı.”

A diverse group of researchers and lab personnel, all wearing white lab coats, pose for a photo in a laboratory setting with shelves of scientific supplies in the background.

Aziz Sancar ve ekibi laboratuvarda (Fotoğraf: Sam Foley)

“Kanserin çaresi bulundu” demek neden tehlikeli?

Karmaşık bilimsel süreçler, “müjde” ya da “çare” gibi kesinlik içeren süslü ifadelerle servis edildiğinde haberler daha çok tıklanıyor. Medyanın içinde bulunduğu ekonomik zorluklar, her bir tıklanmadan gelecek reklam geliri nedeniyle ister istemez merak uyandıran başlıklar atılmasını mecbur kılıyor olabilir. Ama bilimsel bir olasılık, nihai bir sonuç gibi sunduğunda tedavi bekleyen hastalar için yıkıcı olabilecek bir sahte umut döngüsü başlıyor. Sancar da “en az iki yıla daha ihtiyacımız var” diyerek medyadaki abartılı dile dikkat çekiyor.

Henüz insan deneyi aşamasına gelmemiş bir çalışmanın “yarın uygulanacak bir tedavi” gibi sunulması, hasta ve hasta yakınlarında hayal kırıklığı yaratabilir, daha da kötüsü mevcut tedavinin bırakılmasına veya ertelenmesine yol açabilir. Uzun vadede, sürekli karşımıza “kanserin çaresi bulundu” gibi başlıklar çıktığında ve gerçek bir sonuç alınmadığında, toplumda “bilim insanları bizi oyalıyor” veya “ilaç şirketleri gerçekleri gizliyor” gibi hiçbir gerçeklik taşımayan komplo teorileri güçlenebilir. Bu durum, ileride gerçekten başarılı bir tedavi bulunduğunda insanların ona da şüpheyle bakmasına neden olabilir.

Tam da bu yüzden “henüz kanıtlanmadı” demekten çekinmemeliyiz.

Umut var, abartıya gerek yok

Bilimsel gelişmelere umutla yaklaşmak, hele de bu gelişmelere bu topraklarda doğup büyüyen insanların katkı sağlamasına gururlanmak çok normal. Ama bu umudu ve tüm pozitif duygularımızı, bilimin doğası gereği sınırlılıkları olduğunu unutmadan temkinli bir şekilde paylaşmak hepimiz için en iyisi.

Kanserle ilgili şüpheli bilgilerle karşılaşıyor olabilirsiniz. Merak ettiklerinizi, reach@cancerdisinfo.org e-posta adresine yazarak bize sorabilirsiniz!

Kaynakça

  1. Unc — “yöntem keşfetti”. Kaynağı aç
  2. Ludwigcancerresearch — “Ludwig Cancer Research”. Kaynağı aç
  3. U.S. Food and Drug Administration — “The Drug Development Process”, Thu, 02/20/2020 - 17:28. Kaynağı aç

Bir Cevap Yazın