“Tanıdık aracılığıyla. Birisi geliyor ve diyor ki böyle böyle bir adam var. Ona buna iyi gelmiş, sana da iyi gelir. Adamın şifası ne peki biliyor musun? Arı. Tümörün ve ağrının olduğu yerlere arı sokturuyor.”
Babasına dördüncü evre akciğer kanseri tanısı konulduğunda henüz on dokuz yaşındaydı. Hekimlerin önerdiği tedavi protokolünü devam ettirmelerine rağmen durum günden güne kötüleşiyordu. Bir süre sonra umutlarını tamamen yitirmeye başladılar. Fakat o duruma gelene kadar bir şekilde süreci tersine çevirmek için ellerinden geleni yapmak istiyorlardı. Tam da bu noktada “tanıdık” bir ses onlara şifacı bir adamdan bahsetti.
Kim söyledi biliyor musun? Gerçekten çevremizden olan biri, tanıdığımız güvendiğimiz bir insan.
Yanlış hatırlamıyorsam, teyzemin çok yakın arkadaşı. İnanılmaz yakın birinden geliyor öneri ve diyor ki böyle bir adam var. Birilerine iyi gelmiş, sana da iyi gelir. Adamın şifası ne peki biliyor musun? Arı. Arı sokturuyor. Tümörün ve ağrının olduğu yerlere arı sokturuyor. Sonra da duruma göre bazen arıyı sokturuyor, bir dakika sonra o iğneyi oradan alıyor. Bazen de işte çok ağrısı varsa, önemli bir yerdeyse, bu dursun bir saat, iki saat ondan sonra çıkarırsınız diyor. Ama fazla kalmasın. Sonra babam da gerçekten, ciddi anlamda bunun ona çok iyi geldiğini ve ağrılarının hafiflediğini iddia ediyordu.
Ben şey modundayım zaten, bu adam bilim ve doktorların da önerdiklerini yapmaya devam ediyorsa mecburen okey olacağız. Çünkü babam inanılmaz istiyordu bunu.
Ne tanıdık sesler uzağımızda ne de seslerin işaret ettiği mekanlar. Her gün görüştüğümüz, güvendiğimiz insanlardan ve her gün geçtiğimiz sokaklardan başka bir umut fısıldanıyor kulağımıza. Bunları görmezden gelmek, sırtını çevirmek çok zor. Özellikle sevdiğin birini kaybetmemek için zamana karşı yarışırken.
Dışarıdan baktığın zaman normal, düz, yirmi metrekare dükkan gibi duruyor.
Biz o zaman İstanbul’da, Beşiktaş’ta lojmanda kalıyoruz. Bize söylenilen adamın yeri de yanlış hatırlamıyorsam, Zeytinburnu’nda. Taksiyle kırk dakikada gidiyoruz. Yeni kiralanmış da içine birkaç eşya atılmış ufacık bir dükkan gibi düşün. Nedense telefoncu diyesim geliyor. Sadece bu durumu bilen ve adamın çağırdığı kişiler gelebiliyor. Normal gidenlerin girebileceği bir yer değil. Cadde üzeri sayılır mı, sayılır. İşlek bir yerdi. Ana cadde değil de ara sokaklar gibi düşün. Ara sokaklarda da yan yana sonsuz tane dükkan oluyor ya, onun gibi, çarşı gibi bir yer.
İçeride bir tane sandalye, bir tane koltuk var. Dışarıdan baktığın zaman normal, düz, yirmi metrekare dükkan gibi duruyor. Dışarıdan bakınca diyorsun ki, burada bir esnaf var ve bir şey yapıyor. Ama bakıp da anlayamıyorsun ne olduğunu.
İçeride bir odası var, orada bir tanecik sedye ve perde var. Kıyafetini asmak için bir tane de askılık var, o kadar, başka bir şey yok. Sedyede normal hastanelerde olan rulolardan var. Yani en ucuz dandik masaj koltuğu sandalyesi yatağı gibi düşünebilirsin sedyeyi. Oda çok dar olduğu için sedyenin kendisi de dardı.

Görsel, Gemini 3 Flash kullanılarak hikayedeki tasvire uygun şekilde dijital olarak oluşturulmuştur.
Akciğer kanseri olduğu için özellikle akciğer bölgelerine yapıyordu.
Akciğer kanseri olduğu için özellikle akciğer bölgelerine yapıyordu. Örneğin o gün yirmi tane arı iğnesi yaptı, bunun on tanesi vücudun bu bölgesinde, geri kalanları başka yerlere yapılıyordu. Bazen arı iğnesini bırakıyor. Arı ölüyor. İğneyi biz çıkarıyoruz. Biz unutmayalım diye onları keçeli kalemle işaretliyor, nerede olduğunu. İğneyi buradan çıkarmayı unutma diyordu. En fazla iki saat falan kalıyordu. Bazen kendisi sokuyor ve hemen alıyordu. Bazen de diyor ki bu dursun, bunu en fazla iki saat sonra çıkar. Eve git, biraz dursun, sonra çıkar. Bunu tamamen kendi planına göre devam ettiriyordu.
Adamın arıları termos gibi bir şeyde duruyordu. Bardak gibi kavanozlar olduğunu düşün. Onun içinde on tane var mesela. Her seansta bir kavanoz uyguluyor gibi. Dozlu. Girdiğin zaman sağda solda arı yok. Sadece onun içerisinden çıkarıyor. Arı iğnesini yapmadan önce arıya sessizce bir şeyler okuyordu. Hem ağrıyan yere vuruyor hem de şuraya da olması lazım diyerek ayrıyeten kendi de gösteriyordu. İşini hallediyor, sonra arıları tekrar koyuyor ve gidiyor.
Çok az bir rakam alıyordu. Öyle ulaşılamaz bir rakam değil yani.
Tıbbi, bilimsel tedavi ritüellerine benzeyen fakat neden sonuç ilişkisi kurulmamış hareketler bütünü canlanıyor gözümüzde. Her eylem, bilimsel yöntemlerin kötü bir taklidi gibi. Meşrulaştırmak, kabul etmek ve itiraz etmemek için hem geçerli nedenler arıyor hem de o nedenlerin asla olmadığını biliyoruz. Umutlarımız ve anın “büyüsü” gerçekleri yeniden örgütlememizi, anlamı niyetlediğimiz şekilde kurmamızı sağlıyor. Buna bir de eylemin sahibinin, öznenin, sıra dışı imajı eşlik edince, belki de hayal ettiğimiz resmin parçaları, gözümüzün önünde tamamlanmış oluyor.
Kendisine doktor demiyor, şifacı diyor. Bir mistiklik vardı adamda gerçekten.
Hani böyle adama baktığın zaman şey diyorsun, bu adam ya büyük bir dolandırıcı ya da işte keşiş gibi bir şey. Hani o keşiş havasını vermek istiyor sana aslında. O şekilde giyiniyordu ve o şekilde takılıyordu. Hafif hippi bir görünüşü var, biraz geleneksel de denilebilir. Uzun ve bol giyiniyor. Keten gömlek ve şalvar giyiyor. Değişik taşlı yüzükleri ve kolyeleri vardı. Bir mistiklik vardı adamda gerçekten. Türkçe konuşuyor ama yarım yamalak. Yanında bir tane de asistanı vardı. Ama asistan iki buçuk metre boyunda ve iki metre eninde. Bodyguard, fedai havasında takılan bir adam. Evet asistanlığını da yapıyor ama onun dışında adamın gerçekten sağ kolu gibi bir şey anladığım kadarıyla. O, Türkçe’yi daha iyi biliyordu.
Tek merkezli, bir seferlik, kısa süreli ve pahalı görüşmelerden çok hastaların gerçek ihtiyaçlarına belki de daha fazla cevap verebilecek şekilde örgütlenmiş ritüeller ve mekanlar olduğunu görüyoruz. Hastaların, onları seven ailelerinin üzgün bakışlarından uzak kendilerini dinleyebileceği, gözetim altında olduğunu bildiği, doğa ile içe içe bulunduğu ve bakım aldığı mekanlar…
İzmir’de, şehrin çok dışında bir yerde adamın malikanesi var.
Adamın İzmir’de malikanesi var. Şehrin çok dışında bir yerde. Çok büyük bir arazi değil. İki katlı, tek bir tane bina. Süs havuzu, ağaçlar, çimler… Öyle bir yer. Normalde görsen, aa ne tatlı yermiş diyebileceğin bir lokasyon. Babam oraya gidiyor ve kalıyordu. Orada, adam istediği zaman ona yardım ediyordu. Babam da güzel, keyifli vakit geçiriyor kendince. Ama orada da sürekli arı iğnesi yapıyordu.
Hastaların ve ailelerin ihtiyaçları süreç içerisinde birçok kez farklılaşıyor. Sürecin nasıl gittiğine bağlı olarak her haber değer kazanıyor. Duyulan her yeni bilgi bir umudu, her umut arayışı yeni bir eylemi tetikliyor. Zaman sınırlı, haberler çok, imkanlar az. Rasyonel düşünebilmek, haberleri teyit edebilmek, bilgiyi araştırabilmek ve hızlıca harekete geçebilmek oldukça zor.
Kolombiya’da yeni kanser tedavisi yöntemi bulunmuş…
Babamın hastanede yattığı dönemde yine bir yerden haber geldi, Kolombiya’da yeni kanser tedavisi yöntemi bulunmuş diye. Bilimsel olarak yeni bir tedavi çıkmış ve bunu deneyecek kişiler arıyorlarmış. Vizeye mi başvuralım, nasıl yapalım diye düşündük. Fakat babamın uçağa binmesi mümkün değildi.
Yurt dışında kullanılan ama Türkiye’de olmayan bir kanser ilacı getirttik. Ama ilaç gelene kadar babamı kaybettik.
Bunların haricinde yurt dışından, resmi kanser ilacı getirtmeyi denedik ve getirttik. Ama ilaç gelene kadar babamı kaybettik. Onu deneyemedik. Yurt dışında kullanılan ama Türkiye’de olmayan bir ilaçtı.
* Her hastalığın kendi hikayesi var. Tanıdık hikayeler ise bize hem yaşadıklarımızın ne kadar ortak olduğunu hem de o ilk “tanıdık seslerin” ne kadar yakınımızda yankılandığını hatırlatmak için yola çıkıyor. Hastalık sürecinde bizi yeni maceralara sürükleyen sesleri anlamaya, maceranın kendisine kulak vermeye ve yaşadıklarımızı daha fazla kişiye duyurmaya ihtiyacımız var. Belki de bu hikayeler bizi çok çabuk aldatılan, her şeye inanan, hiçbir şey bilmeyen kitleler olarak değil hastalık karşısında en ufak bir umuda emeğiyle ve tüm varlığıyla tutunan kişiler olarak görünmemizi sağlar. CancerDisinfo anlatacak hikayesi olan herkesi dinlemek, hikayeleri yaygınlaştırmak ve bu ortak mücadeleyi birlikte büyütmek için herkesi topluluğa davet ediyor.
