ct scan result on digital tablet

Gerçek olmayan bir hastalıkla korkutma: Turbo kanser

Bir sabah sosyal medyada dolaşırken karşınıza şöyle bir paylaşım çıkmış olabilir: “Turbo kanser vakalarında tümörler daha büyük, daha agresif yayılıyor ve tedaviye dirençli.”

Kanser, başlı başına yeterince ciddi bir hastalıkken, yanına “turbo” gibi hız ve kontrol kaybı çağrıştıran bir sıfat eklenince ister istemez kaygı artıyor.

Peki işin aslı ne?

Nereden çıktı bu “turbo kanser” iddiaları?

Aslında “turbo kanser” ifadesi çok da uzun bir geçmişe sahip değil. Bu ifade sosyal medyada aşı karşıtlığının arşa çıktığı bir dönemde, Covid-19 pandemisi sırasında ortaya çıktı.

Fakat halihazırda sosyal medyada bilgi kirliliğinin kol gezdiği, insanların neye inanacaklarını şaşırdığı bir dönemde bir de karşımıza bu çıktı: Birçok sayfada sansasyonel ifadelerle dolu “turbo kanser” hikâyeleri paylaşıldı; iddialar kulaktan kulağa yayılmanın yanı sıra, klavyeden klavyeye de yayıldı, derken… Pandeminin kontrol altına alındığı günlere geldiğimizde belli başlı hesaplar, “hızla artan turbo kanser vakaları” hakkında çoktan uzman kesilmişti bile.

Bunu özellikle yayan çevrelerin, pandemi sırasında bilim karşıtı ve aşı karşıtı içerikler üreten gruplarla örtüşmesi dikkat çekici.

Mesela sürekli atıfta bulunulan Kanadalı doktor Charles Hoffe, pek de güvenilir olmayan bir hekim. British Columbia Tabipler ve Cerrahlar Koleji, 2022’de Dr. Hoffe’ye karşı Covid-19 önlemleri ve aşıları hakkında yanlış bilgi yaymakla ilgili soruşturma açmış, dosya 2025’te kapatılmıştı. 

Turbo kanser iddialarıyla ilgili adı geçen bir başka isim ise Dr. William Makis, kendisi daha önce hiçbir kanıt olmaksızın 80 Kanadalı doktorun Covid-19 aşılarından öldüğünü iddia etmiş, iddianın doğru olmadığı ortaya çıkmıştı.

Turbo kanser diye bir şey yok

Peşin peşin söyleyelim: Turbo kanser diye bir tıbbi tanım yok. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) uluslararası hastalık sınıflandırmaları sayfasında (ICD-10) böyle bir hastalık kaydı olmadığı gibi, PubMed gibi bilimsel veri tabanlarında da bu kavram yalnızca dezenformasyon tartışmalarında geçiyor; yani onkologlar böyle bir teşhis koymuyor.

Bunun yanı sıra, Küresel Kanser Gözlemevi (GLOBOCAN) gibi büyük ölçekli kanser kayıtlarında son yıllarda ani artış yaşayan yeni bir “turbo” tür kanser de gözlenmiyor.

Esasında, pandemi sırasında sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar nedeniyle birçok kişinin kanser tarama ve tedavileri ertelediği düşünülüyor. Bu nedenle, daha erken tespit edilebilecek bazı kanser vakaları, daha ileri evrelerde teşhis edildi ve bu da sanki kanserler “daha hızlı büyüyormuş” veya “daha agresifmiş” gibi bir izlenim yarattı.

Söylentiler, kişisel hikayelere dayanıyor

Sosyal medyada hızla yayılan iddiaları incelerseniz, turbo kanser vakalarıyla ilgili neredeyse tüm paylaşımların anektodal yani kişisel hikayelere dayandığını görebilirsiniz. Kimisinin dayısı, mRNA bazlı Covid-19 aşı olduktan sonra turbo kansere yakalanmıştı, kimisinin komşusunun bir ahbabı sapasağlamken, kısa süre içinde kanser olup çökmüştü; öyleyse kesin “turbo” kanserdi…

Çoğu zaman, kişisel deneyimlerin bir noktada abartılı bir genelleme ile birleşmesi de kaçınılmaz oldu. Örneğin sosyal medyada bir kişi kendi yakın çevresindeki birkaç hızlı seyreden kanser vakasını paylaşabiliyor ve bu, çok kısa sürede geniş kitlelerce “herkes için geçerli” bir durum gibi algılanıyor.

Adı üstünde, kişisel hikayeler, kişiseldir. Unutmayın, herkesin bünyesi farklı. Aynı kanser türüne sahip insanların bile, vücut ve sağlık geçmişi kendine özgü ve biricik. Bu yüzden, bir tanıdığınızın başına gelen iyi ya da kötü şey, sizde de aynı şekilde karşılık bulacağı anlamına gelmez. Elbette, kişisel görüş ve hikayeler de gerçeklere dayanabilir. Ama bu aktarımların karşıdakini kasıtlı ya da kasıtsız olarak yanıltma potansiyeli olduğunu akılda tutmak gerek.

Bilimsel gerçeklerin ise doğru veya yanlış oldukları delillerle gösterilebilir; genellikle deneysel veri ve bilgilere dayanır. Ve bilimsel veriler gösteriyor ki, turbo kanser diye bir şey yok.

Olmayan bir hastalıkla korkutmak

Kanser, dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon insanın yaşamını kaybetmesine yol açan başlı başına ciddi bir hastalık. İnsanlar bu hastalıkla yüzleşmek zorunda kalırken, sosyal medyada yayılan “turbo kanser” gibi uydurma kavramlar işleri daha da zorlaştırıyor.

Düşünün, bir yakınınızın kanser olduğunu öğrendiğinizde yaşadığınız kaygı ve belirsizlik yeterince ağırken, bir de çevrenizde “artık her şey daha hızlı ilerliyor, yeni bir tür çıktı” gibi iddialar dolaşıyor. Ancak bu tür anlatılar, bilimsel gerçeklerden değil; iyi ya da kötü niyetli kişisel gözlemlerden ve sansasyonel paylaşımlardan besleniyor.

Pandemi döneminde yapılan bir çalışma, kaygı ve korku anlarında insanların “psödo-derin” ifadeleri, yani aslında hiçbir şey söylemeyen ama kulağa anlamlı gelen iddiaları, doğruymuş gibi kabul etme eğiliminde olduğunu gösterdi. Araştırmacılar buna “bullshit receptivity” adını veriyor. Yani korku, bizi mantıksız ama süslü cümlelere daha açık hale getiriyor.

Pandeminin ilk günlerini hatırlayın. Telefonlarımız sürekli bildirimlerle dolup taşıyordu: “Acilen paylaşın”, “bunu herkes bilmeli” gibi cümleler. O telaş ve belirsizlikte çoğu kişi, zaman zaman bilgiyi sorgulamaya değil, hemen tüketmeye ve paylaşmaya yöneldi. İşte tam da bu ortamda, “turbo kanser” gibi iddialar daha kolay yayılıyor.

Bu tarz yanlış bilgiler, hastaların umutlarını kırmakla kalmıyor; toplumun sağlık otoritelerine olan güvenini de zedeliyor. Daha da tehlikelisi, aslında hiç var olmayan bir hastalığa çare ararken ortaya atılacak uydurma “çözümler”, sahte tedavi pazarlarının kapısını aralayabilir. 

Tam da bu yüzden, “turbo kanser” gibi kavramların bilimsel bir dayanağı olmadığını anlatmak ve insanları güvenilir, kanıta dayalı kaynaklara yönlendirmek çok önemli. Çünkü kanser zaten yeterince ciddi bir hastalık; kimse, olmayan bir hastalıkla korkutulmayı hak etmiyor.